10/04/15 Genel

Bilgi Edinme Hakkı Semineri

Özgeçmişinizi info@platform24.org adresine göndererek 10-11 Nisan’da bilgi edinme hakkının daha etkin kullanılmasına yönelik gerçekleştirilecek bir eğitim seminerine  katılabilirsiniz. P24 Bağımsız Gazetecilik Platformu, UNESCO ve ACCESS Info işbirliğiyle gerçekleşecek seminerde bilgi edinme hakkı, bilgi edinme stratejileri, veri gazeteciliği, Avrupa Birliği’nden bilgi edinmek için başvuruda bulunmak gibi konularda sunumlar yer alacak.

 

P24, UNESCO ve ACCESS Info’dan Ankara’da Bilgi Edinme Hakkı Semineri

 10-11 Nisan’da düzenlenecek seminere katılmak isteyenler, özgeçmişini de ekleyerek başvurularını info@platform24.org adresine gönderebilir

P24 Bağımsız Gazetecilik Platformu, UNESCO ve ACCESS Info, bilgi edinme hakkının daha etkin kullanımı için Ankara’da iki günlük bir eğitim semineri düzenleyecek.

10-11 Nisan’da, Ankara’da yapılacak seminere katılanlar, Avrupa’daki resmî kuruluşlardan Türkiye hakkında nasıl bilgi alınabileceğini bu konudaki uzman gazetecilerden öğrenip, onların deneyimlerinden somut düzeyde yararlanabilecek.

Seminerde bilgi edinme hakkı, bilgi edinme stratejileri, bunun gazeteciler için önemi, veri gazeteciliği, Avrupa Birliği’nden bilgi edinmek için başvuruda bulunmak gibi konularda sunumlar yapılacak. Katılımcılar, bu amaçla Türkiye için özel olarak hazırlanmış kılavuzdan somut bilgiler edinebilecek..

Seminere Access Info Avrupa yöneticisi Helen Darbishire, araştırmacı gazeteci ve bilgi edinme özgürlüğü eğitmenleri gazeteci Gavin Sheridan ve Staffan Dahlöff ile Türkiye’den Cumhuriyet gazetesi yazarı Çiğdem Toker ve Hürriyet gazetesi okur temsilcisi Faruk Bildirici konuşmacı olarak katılacak.

Legal Leaks seminerine katılmak isteyenler, özgeçmişini de ekleyerek başvurularını info@platform24.org adresine gönderebilir.

 

Kaynak : http://t24.com.tr/haber/p24-unesco-ve-access-infodan-ankarada-bilgi-edinme-hakki-semineri,292473

10/04/15 Genel 0 likes 2 responses
08/04/15 Genel

Olmayan Sayfaya Erişim Engeli

T24’ten İnan Ketenciler’in haberleştirdiği ilginç bir sansür örneği daha… Bu kez sansür mağduru www.uludağsozluk.com. Bir vatandaşın site içerisinde yer alan bir fotoğrafla ilgili şikayeti üzerine, İstanbul Anadolu 4. Sulh Ceza Hâkimliği sözlük galerisinin tamamını erişime kapatma kararı almış. Söz konusu fotoğrafın karardan önce yayından kaldırılmış olması ise, doğruluğu kontrol edilmeksizin verilen bir erişim engelleme cezası ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Bahsi geçen şikayete konu olan 3 Twitter hesabının yazım yanlışı yüzünden kapatılamamış olması ise, konunun ne kadar titizlikle (!) takip edildiğinin kanıtı…

Var olmayan sayfaya şikâyet geldi, hâkim Uludağ Sözlük galerisinin tamamını kapattı!

İstanbul Anadolu 4. Sulh Ceza Hâkimliği, www.uludagsozluk.com‘un galeri sayfası galeri.uludagsozluk.com’da adresinde bir dönem yer alan ancak aylar önce silinen bir fotoğrafla ilgili bir vatandaşın yaptığı şikayet üzerine sitenin tamamına erişimi engelledi. Şikâyete konu olan 3 Twitter hesabının da kararda Twitter’ın sehven “Tiwetter” olarak yazılması sonucu kapatılamadığı da görülüyor.

Müşteki Y.K.’nın avukatı, 3 Mart’ta müvekkilinin kişilik haklarının ihlal edildiği iddiasıyla yerel bir haber sitesi ile Twitter’daki  üç hesaba ve Uludağ Sözlük’te paylaşılan fotoğrafların yer aldığı galeri.uludagsozluk.com’daki ilgili sayfaya erişim yasağı getirilmesini talep etti.

‘Twitter yerine Tiwetter yazınca…’

Talebi 9 Mart’ta karara bağlayan İstanbul Anadolu 4. Sulh Ceza Hâkimliği, Twitter’da söz konusu 3 hesabın kapatılmasına karar verdi ancak zabıt kâtibinin Twitter’ı “Tiwetter” olarak yazması sonucu, söz konusu hesaplara erişim engellenemedi.

Söz konusu yerel haber sitesinin ilgili sayfasına da erişim yasağı getirilirken, mahkeme galeri.uludagsozluk.com’la ilgili tartışılacak bir karara imza attı. Y.K., sitede kendisiyle ilgili fotoğrafın bulunduğu sayfanın kaldırılmasını talep etmesine rağmen, İstanbul Anadolu 4. Sulh Ceza Hâkimliği sayfanın tamamının kapatılmasına karar verdi.

20150404225209_img_6194 20150404225623_asdsadasdasdada

‘Hâkim sayfaya bakmadan kapatmış’

Sözlüğün kurucusu İsmail Alpen şikâyet konusu olan sayfadaki içeriğin aylar önce silindiğini söyleyerek, “Zaten aylar önce kaldırılmış içerik üzerinden mahkeme bütün sitenin erişimini engellemeye karar verebiliyor. Kontrol yok. 5651 No’lu kanunda son güncellemeden önce Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (tib) siteye erişimi engelleyince içeriğini kontrol edip, belirtilen içerik kaldırılmışsa siteyi anında erişime açıyordu. Şimdi bu görev Erişim Sağlayıcıları Birliği’ne (ESB) verildi ve ESB açılması için mahkemeden yazı istiyor. Yani süreç uzatılarak kısır döngüye giriyor” dedi.

İsmail Alpen, “Artık hukuk sorunlarından adliyelerde, karakollarda vakit geçirmekten, evrak hazırlamaktan sitemizi geliştirmeye vakit ayıramaz hale geldik” diye konuştu.

 

Haberin kendisi için:

http://t24.com.tr/haber/var-olmayan-sayfaya-sikayet-geldi-hakim-uludag-sozluk-galerisinin-tamamini-kapatti,292568

08/04/15 Genel 1 likes no responses
08/04/15 Genel

“Türkiye’de Bilgi Edinme Özgürlüğü” Araştırma Sonuçları

BEÖ projesi kapsamında, İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyeleri ve öğrencileri tarafından Türkiye’deki durumu ortaya koymayı amaçlayan bir araştırma gerçekleşti. 16 Mart günü Bilgi Edinme Özgürlüğü Kolokyumu’ndan hemen önce yapılan basın toplantısında sonuçları açıklanan araştırma, bilgi edinme özgürlüğünün Türkiye’deki durumunu çok yönlü olarak anlamamızı sağlıyor.  Araştırma devlet kurumlarına yapılan başvuruların değerlendirilmesi, konu ile ilgili detaylı medya taraması ve odak grup çalışması ile 3 ayrı bölümden oluşuyor.

“Türkiye’de Bilgi Edinme Özgürlüğü” araştırması kapsamında, araştırmacılar 100 devlet kurumuna 3 farklı soru sordu ve sonuçlarını değerlendirdi. Bilgi edinme başvuruları doğrultusunda bazı kurumlar soruları cevaplarken, bazı kurumlar ise çeşitli gerekçelerle başvuruları reddetti ve sorulan sorulara cevap vermedi. Sorulan 3 soruda talep edilen bilgilerin kamuyla paylaşılmasının sakıncalı olup olmadığına siz karar verin:

-2014 yılında kuruma ayrılan bütçenin ne kadarı harcanmıştır?

-Kurumda kaç adet makam aracı bulunmaktadır?

-Kurum aleyhine açılmış ve sürmekte olan kaç adet dava bulunmaktadır?

Bütçeyle ilgili soruya %42 oranında olumlu yanıt verilirken, makam aracı sorusuna %62, dava sayısı ile ilgili soruya ise % 57 oranında olumsuz yanıt verildi. Başvuruları reddeden devlet kurumlarının bir kısmı gerekçe göstermezken, bir kısmı ise Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’nun (4982) 25. maddesine dayanarak başvuruda konu edilen bilgileri kamuoyunu ilgilendirmeyen, kurum içi bilgiler olarak değerlendirmiş. Bir kısmı ise, usul gerekçeleri ve bilginin kullanım yeri belirtilmediği için sorulan sorulara cevap vermediğini belirtmiş.

devlet

Devlet kurumlarına yöneltilen bu 3 sorunun, bazı kurumlar tarafından cevaplanırken, bazıları tarafından reddedilmesi ve red gerekçelerinin farklılık göstermesi, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’nun Türkiye’de tutarlı uygulanmadığını ortaya koyuyor. Diğer yandan, soruların içeriğine rağmen başvuruların reddedilme oranının yüksekliği, yetkililerin keyfi değerlendirmelerinin kanunun, amacına hizmet etmesine engel olduğunu gösteriyor.

Araştırmanın ikinci bölümünde yer alan detaylı medya taramasında, ilk olarak Eylül 2015 ile Mart 2015 tarihleri arasında konu ile ilgili gazetelerde yer alan haberler incelendi. Diğer yandan, taramanın ikinci kısmında kamu harcamalarına ilişkin haberler detaylı olarak incelendi ve basında hangi kamu harcamalarının daha fazla yer aldığına dikkat edildi. Kamu harcamalarına ilişkin haberlerde çocuk, gençlik, engelli, işsizler, öğrenim ve yurt kredileri, yemek ve yakacak yardımları gibi sosyal harcamaların konu alınması, ilgili haberlerin kamu harcamalarıyla ilgili bilgi vermekten ziyade, propaganda nitelikli olduğunu gösteriyordu. Diğer yandan, güvenlik gibi devletlerin geleneksel olarak bilgi vermekten çekindiği konulardaki haber sayısı dikkat çekici şekilde azdı.

medya

Araştırmanın üçüncü bölümünde, Türkiye’de yaşayan vatandaşların bilgi edinme özgürlüğüne bakışını ortaya koymak amacıyla öğrenciler, beyaz yakalılar ve esnaflar ile üç ayrı odak grup çalışması yapıldı. Odak grup çalışmalarında ortaya çıkan sonuç oldukça dikkat çekici ve araştırmanın genel sonuçlarıyla uyumlu: Vatandaşlar bilgi edinme hakları olduğundan haberdarlar ama bunun içerimlerini bilmekten uzaklar. Diğer yandan, haklarını kullansalar bile kendilerine doğru bilgi verilmeyeceğine, doğru bilgi verilse bile bunun hiçbir şeyi değiştirmeyeceğine inanıyorlar.

Bu durum, Türkiye’de bilgi edinme hakkının kullanılmasındaki önemli engellerden birinin, devlete karşı duyulan güvensizlik ve kamuda “bir şeylerin değişeceğine” dair asgari bir iyimserliğin bile bulunmayışı olduğunu gösteriyor. Bilgi edinme başvurularının gerekçe gösterilmeksizin ya da konuyla ilgili olmayan gerekçelerle reddedilmesi ise bu ümitsizliğin derinleşmesine neden oluyor. Bu anlamda, dünyada ve Türkiye’de bilgi edinme talepleri neticesinde ortaya çıkan değişimlerin kamuyla paylaşılması eğitim kurumlarının ve STK’ların önemli görevlerinden biri olarak ortaya çıkıyor.

08/04/15 Genel 1 likes 3 responses
07/04/15 Genel

Teşekkür

İstanbul Bilgi Üniversitesi, Illusionist ve Ortak Gelecek İçin Diyalog Derneği ile birlikte gerçekleştirdiğimiz Bilgi Edinme Özgürlüğü Projesi 16 Mart günü gerçekleşen kolokyum ile sona erdi. Proje kapsamında gerçekleştirilen Türkiye’de bilgi edinme özgürlüğü araştırması, BEÖ Kolokyumu, BEÖ web sitesi ve animasyonlarımız 6 ay süresince dur durak bilmeden çalışan ekibimiz sayesinde hayat buldu.

Uzun ve kimi zaman zorlayıcı bir çalışma sürecine rağmen fedakarca çalışan araştırmacı, çizer, tasarımcı, iletişim uzmanı ve animatörlerimize içtenlikle teşekkür ediyoruz. Düşüncelerini ve birikimlerini bizlerle paylaşan konuşmacılarımıza ve oturum moderatörlerine 16 Mart günü heyecanımızı bizimle paylaştıkları için müteşekkiriz. Basın toplantımıza, kolokyuma ve sosyal medya kampanyamıza destek veren tüm katılımcılara da katkıları için teşekkür ediyoruz.

Son olarak, İstanbul Bilgi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yaman Akdeniz’e, İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu’na ve fakülte çalışanlarına, Illusionist Genel Müdürü Ahmet Gürbüz’e ve Illusionist çalışanlarına, Ortak Gelecek İçin Diyalog Derneği YK Başkanı Baybars Örsek’e ve Genel Koordinatör Kenan Dursun’a bu projenin hayata geçmesindeki katkılarından ötürü teşekkür ediyoruz.

Ortak bir üretim sürecinin neticesi olan bu proje, bilgi edinme özgürlüğü için atılan ve atılabilecek adımlara ufak da olsa bir katkı sağladıysa ne mutlu bizlere.

 

 

Burcu Döleneken

(Proje ekibi adına)

 

07/04/15 Genel 0 likes no responses
15/03/15 Genel

Ne Kadar Bilmek?

“Madde 19 kapsamında ele alınan bilgi üretme, edinme ve yayma özgürlüğümüzün uygulamaları nasıldır?” merakıyla şekillenen bu yazıda birkaç ilginç örnek sunuyoruz sizlere. Bilgi edinme özgürlüğümüzün ne kadar bilgi içeriğine sahip olduğu, “gizli bilgi” bahanesiyle neyi bilebilme hakkımız olduğuna dair çarpıcı örnekler bunlar. Bu örnekler gizli belge ve kamuya ait belgeler arasındaki belirsiz çizgiye, ne kadarını bilebilme hakkının tanındığına dair bir fikir verebilir bizlere. Bizlerden mahrum bırakılan bilgilere ait ilk örnek oldukça iç karartıcı. Bu belgede ABD’de mahkumlara uygulanan işkencelere dair bilgilerin kamuya açılması uygun görülen kısmını göreceğiz.

cia2

 

CIA direktörü Micheal Hayden 2008 yılında CIA’in “waterboarded” olarak adlandırılan ve kişileri eğimli bir tahta üzerine baş aşağı yatırıp, üzerlerine su atarak devamlı bir boğulma hissiyatı yaratılması şeklindeki işkence yönteminin uygulandığı tutukluların olduğunu halka açıklamıştı. Bunun ardından, ACLU ve diğer organizasyonlar tarafından, ABD gözetiminde bulunan denizaşırı tutuklulara karşı sergilenen muamelelerle ilgili sürmekte olan dava sonucu bazı belgeler elde edildi. Ne var ki Bilgi Edinme Özgürlüğü Kanunu (FOIA) kapsamında elde edilen belgelerden bir şey öğrenmek pek mümkün görünmüyor. Çünkü “waterboarded” ve onunla ilgili kelimeler dışında belgenin tamamı karartılmış olarak yayımlanmış. Belgelerden bir tanesi yukarıdakinin ta kendisi. Edinilebilen bilgi “gizlilik” kapsamında hayal gücüne bırakılmış gibi gözüküyor.

Kaynağa ulaşmak için: https://www.aclu.org/blog/national-security/knee-jerk-redaction

 

foil-1-web

 

Yukarıdaki belge ise Daily News’in bilgi edinme özgürlüğü kapsamında şehir meclisine, harcamalara dair yöneltilen talepleri üzerine aldıkları cevabın belgesidir. Bir önceki belgeden ziyade beyazlıkların daha hakim olması içimizi o kadar çok karartmasa da, bu örnekte ilginç olan, şehir meclis başkanının söylemleri ve eylemleri arasındaki uyuşmazlık. Bahsi geçen devlet çalışanı Ben Kallos söylemlerinde ve vaatlerinde bilgi edinme özgürlüğünün süreçlerini hızlandırmayı ve daha şeffaf bir devlet anlayışını savunuyor. Ne var ki Kallos’un şeffaf devlet tanımında şehir meclisi harcamaları “çok gizli” sayılıyor ve kamuyla paylaşılmaya uygun görülmüyor anlaşılan.

Kaynağa ulaşmak için: http://www.nydailynews.com/news/politics/city-councilman-ben-kallos-revamp-foil-law-withholds-personal-office-documents-article-1.1915391

 

nuclear-weapons-red

 

Sansürlenmiş belgelerin nasıl yanlış anlaşılmalara yol açabileceği ve içeriklerinin neler saklayabileceğine, neden sansürlenmiş olabileceğine dair bir örnekle karşı karşıyayız. 1957 tarihli bu belge Batı Almanya Dışişleri Bakanı Heinrich von Brentano’nun ülkesinin biyolojik, kimyasal ve nükleer silahlar politikasına dair yaptığı bir açıklamadır. Metnin siyah puntolarla yazılmış kısmı sansürlenmiş halde baskıya verilen kısmıdır. Burada yazan parça Herr von Brentano’nın atom silahlarıyla ilgili konuşmak istediğini ve Federal Alman Cumhuriyeti’nin ne şimdi ne de yakın zamanda büyük yıkımlara sebep olan silahları kullanmak istediğini, ne de bu tür silahlar üretmek istediğini söylüyor. Kırmızı puntolarla yazan kısım ise, tam tarihi verilmemekle birlikte, belgenin sansürü kaldırılmış hali. Burada yazan ise özetle şöyle: Fakat diğer yandan, bu alanda yapılacak araştırmalara da katılmak istenmektedir. Askeri araştırmalar ve diğer araştırmalar arasında ayrım yapılamaz. Asıl soru bu araştırmanın nasıl bir şekilde yürütüleceğidir.

Sansürlenmemiş olan ile sansürlenmiş belgenin anlam içerikleri arasındaki fark oldukça çarpıcı. Batı Almanya’nın nükleer silahlara karşı olduğu izlenimini veren cümlelerin arkasında, aslında bu çalışmaların yapılması gerekliliğini anlatan cümleler sıralanıyor. Belgelerin ve bilgilerin eksik-kesik verilmesinin neden tartışılan ve tartışılması gereken bir konu olduğu ve eksik belgelerin ne gibi yanlış çıkarımlara neden olabileceğine dair çarpıcı bir örnek.

Kaynağa ulaşmak için : http://www.history-lab.org/research/declass

 

 

15/03/15 Genel 0 likes no responses
14/03/15 Genel

Julian Assange Kimdir?

web_final_assange_joe_ciardiello

Gençlik yıllarında “International Subversives” adlı hacker bir grupta, Latince ‘soylu yalancı’ anlamına gelen “Mendax” ismiyle faaliyetlerine başlayan Assange, bu dönemde gerçekleştirdikleri hack eylemlerini, bir söyleşisinde şu sözlerle anlatıyordu: “İki motivasyon vardı. Bu motivasyonlar; entelektüel keşif ve bu keşfin zorluğu. İnternetin kamulaştırılmasından önceydi bu ve çıkıp dünyayı zihninizle keşfetmek entelektüel açıdan müthiş özgürleştirici bir şeydi.”

Zekasının sınırlarını zorlamayı bir eyleme dönüştürürken, içinde yer aldığı grupla birlikte, aralarında Pentagon, Amerikan Savunma Bakanlığı, Milnet, NASA, Citibank, Lockheed Martin, Motorola, Xerox ve Panasonic gibi kuruluşların da bulunduğu bir grup kurumun sistemine girdi. Devamı gelecek olan ilk hukuki problem, Kanadalı telekomünikasyon şirketi Nortel’e karşı gerçekleştirilen hack saldırısıydı. 1994 yılında devlet verilerini ele geçirmek, değiştirmek ve yok etmek de dahil olmak üzere, 20’nin üzerinde suçtan yargılandı; bunların bir kısmından suçlu bulunup tazminatla serbest bırakıldı. Çeşitli programlama çalışmalarının yanı sıra “Suburbia Public Access Network” isimli Avustralya’nın ilk kamu internet servisinin oluşumunda rol aldı.

Ancak, Assange’ı bugün tanınmış bir figür hale getiren asıl şey, 2006 yılında kurduğu Wikileaks web sitesi aracılığıyla bazı önemli gizli belgeleri deşifre etmesi oldu. Başlangıçta Assange ve az sayıda gönüllü aktivistin yönettiği Wikileaks, şeffaflık ve bilginin özgür kılınması gerektiği inancıyla devletler ve şirketler hakkında çok sayıda gizli belge yayımladı. Bu çalışmalar süresince Assange Afrika, Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika’ya birden çok seyahat yaptı.

11Eylül olayları sırasında kaydedilen işçilerin ses kayıtları, Wikileaks’in yayımladığı ilk belgelerden biriydi ve ilginin bir anda üzerlerinde toplanmasına neden oldu. 11 Eylül sonrasında ABD hükümetinin farklı teşkilatlar arasındaki bilgi aktarımı ve istihbarat merkezleri hızla artarken, Wikileaks 2009’da “sızdırılması en çok istenen bilgiler listesi”ni yayımladı. Bu liste Amerikan Askeri Teşkilatında istihbarat analisti olarak görev alan, gördükleri karşısında rahatsızlık duyan ve bunların kamuoyu tarafından bilinmesi gerektiğine inanan Chelsea Manning’in dikkatini çekti ve Manning bu konular hakkında bilgi toplamaya başladı.

Bu sırada, Wikileaks 2009 Temmuz ayında İzlanda’nın en büyük bankalarından biri olan Kaupting’e ait gizli bir notu yayımladı ve bu ifşaat 2009-2010 arasında 3 bankanın iflasıyla ortaya çıkan protestoları hareketlendirdi. İzlanda’da belli bir üne kavuşan grup aktivitelerini burada sürdürmeye karar verdi ve sonradan İzlanda’da bilgi edinme özgürlüğü üzerine bir yasa tasarısı hazırlanmasına yardımcı oldu.

Kaynaklarına kimliklerinin açıklanmayacağını vaat eden organizasyon Nisan 2010’da büyük bir krize yol açacak video kayıtlarına ulaştı ve kayıtları kurgulanmamış şekilde internet sitelerinde dolaşıma açtı. “Collateral Murder” (Tali Cinayet) başlığıyla yayımlanan ve Irak’ta devriye gezen bir Amerikan helikopterinden çekilmiş görüntülerde, sokakta bulunan sivillere gerçekleştirilen bir saldırı gözler önüne serilmekteydi. Bu videodaki kişilerden ikisinin Reuters muhabirleri olduğu ve sivillerin pek çoğunun saldırıda hayatını kaybettiği de belgeler arasında yer alıyor.

collateralmurder

Görüntülerle ilgili sarsıcı olan bir başka nokta ise, askerlerin öldürme eylemini normalleştirmeleri, hatta bununla dalga geçebilmeleri oldu. Büyük tepkilere yol açan bu görüntüler karşısında ABD hükümeti, kendini “düşman kuvvetine karşı çarpışmaya” girildiği ve müdahale kurallarına göre ölümlerin yasal sayıldığını söyleyerek, uluslararası alanda ve medyada kendini aklamaya çalıştı.

Bu esnada Chelsea Manning eski bir hacker olan arkadaşı Adriana Lamo’ya ulaştığı belgelerle ilgili bilgi vermişti ve “etik” bir karar alması gerektiğini iddia eden Lamo bu bilgileri federal ajanlara iletti. Bu olay bir başka yazının konusu olacak yargı sürecinin ilk soruşturmasını başlattı.

Diğer yandan, ellerinde binlerce Irak ve Afganistan savaş görüntüsü bulunan ve kaynaklarını gizli tutmak prensibiyle hareket eden Assange ve Wikileaks ekibi, ellerindeki verilerle ne yapmaları gerektiği konusunda ciddi bir karmaşa yaşadı. Brüksel’de Nick Davies isimli bir gazeteciyle görüşen Assange, Wikileaks’in diğer medya kuruluşları ile ortak bir yayın çalışması yürütmesi yolunda ikna oldu. Böylece hem bu belgelerin kamuya yayılması sağlanacak hem de Assange’a siyasi olarak bir çeşit dokunulmazlık kazandırılmış olacaktı.

Ancak, bu koalisyon yayımlanacak devasa boyutta kaynağın kişi isimleri içermesi ve azmettirici bir nitelik taşıması yüzünden, şeffaflık ve gazetecilik etiği üzerinden bir tür anlaşmazlığa düştü. Assange sonunda isimleri sansürlemeye ikna olmuşken, 25 Temmuz 2010’da The Guardian’da 14 sayfa süren Afganistan savaş belgelerinin bir kısmı redaksiyona uğramamış halde basıldı. Atılan bu adım hükümet güçlerince ve çeşitli haber kuruluşlarınca “Ellerine kan bulaştı,” ifadesiyle eleştiriye tutuldu.

Afganistan savaş belgelerinin ardından, Irak Savaş günlükleri ve Manning’in sızdırdığı belgelerden derlenen “ABD Diplomasisine Bir Bakış” yazısı altında, Dışişleri Bakanlığı’nın telgrafları yayımlandı. Bu telgrafların Mısır, Tunus ve Libya yönetimlerinin işledikleri suçları ve yolsuzlukları ifşa etmesiyle birlikte, Ortadoğu’da büyük bir öfke patlaması ortaya çıktı ve bu, yıllardır süren baskıya karşı ayaklanmalara yol açtı: Arap Baharı.

Bunu takip eden süreçte, Assange’a karşı açılan ve İsveç’te görülen cinsel saldırı ve tecavüz soruşturması neticesinde, Assange hakkında tutuklama kararı çıkartıldı. Interpol’ün de devreye girmesiyle birlikte, Assange bir hafta sonra Londra’da teslim oldu. Assange hakkında başlatılan ve pek çok kişi tarafından ‘av’ olarak nitelendirilen bu tutuklama kararları, uluslararası kamuoyunda ifade özgürlüğüne bir saldırı olarak yorumlandı. Visa ve Mastercard’ın Wikileaks’e bağış yapmayı durdurması ile artan tepki neticesinde, Anonymous Assange’ın serbest bırakılmasını talep etti.

Londra’da tutuklanmasının ardından, destekçilerinin topladığı 300.000 dolarlık kefaret ile serbest kalan Assange, çeşitli sığınma talepleri (bunlardan sonuncusu, Ekvador) ve ev hapisleriyle yaşamına ve eylemlerine devam ediyor. Son derece tartışmalı bu figür, başta 2009 Uluslararası Af Örgütü Medya Ödülü, 2010 Sam Adams Ödülü ve 2011 Sydney Barış Ödülü olmak üzere pek çok uluslararası ödül aldı.

14/03/15 Genel 0 likes no responses
11/03/15 Genel

Gün Işığında Devlet

unnamed

“Açık olma” durumu “aleniyet”, “gerçeği olduğu gibi yansıtma” durumu anlamlarına gelen şeffaflık günümüz demokratik toplumlarının vazgeçilmez ilkelerinden biridir. Demokrasinin katılım, temsil ve denetim ilkelerinin gerçek anlamda hayata geçirilmesine imkan tanıyan açık devlet ve şeffaflık her açıdan iyi işleyen bir kamu yönetiminin koşullarından biridir. Şeffaflık ve açık devlet anlayışı karar alma süreçlerinin önceden belli olan unsurlara göre belirlenmesini, yönetimin vatandaşın katılımını kolaylaştıracak şekilde açık olmasını ve devletin elinde bulunan bilgi ve belgelere kolayca ulaşabilmeyi vurgular.

Açık devlet “şeffaf yönetim”, “gün ışığında yönetim” ve “demokratik yönetim” gibi ilkeleri içinde barındırırken, saydamlık ve şeffaf yönetim ise hesap verebilirliği ortaya koyar. Bu kavramlar birbirlerinin yerine veya birlikte kullanılsalar da, genel anlamda açıklık ve şeffaflık toplumun devlet tarafından yürütülen işlerden haberdar olması, gerekli bilgi ve belgelere ulaşabilmesi, yönetime katılması ve yapılanları denetleyebilmesi ya da yapılanları sorabilmesini ifade eder. Açıklık ve şeffaflık bireylere alınan kararların ya da yapılan işlemlerin dayanağını sunarken, bir yandan da bu kararların veya işlemlerin denetlenmesine imkan tanır. Açık devlet ve şeffaflık ilkesinden bağımsız düşünemeyeceğimiz hesap verebilirlik kavramı ile devletin yaptığı işlemler sorgulanmaya açık hale gelir, kötü yönetim ve yolsuzluk riskleri azalır. Böylelikle kamu yararı daha fazla korunmuş olur: Alınan kararların dayanakları ortaya çıkar ve bu kararlardan zarar görenler haklarını arama fırsatı bulurlar.

11/03/15 Genel 0 likes no responses
11/03/15 Genel

Bilgi Edinme Denemeleri- 1

Bianet’ten Çiçek Tahaoğlu, Gezi süresince yaşanan polis şiddeti üzerine bilgi edinme hakkını kullanarak, 6 Haziran tarihinde bir talep belgesi doldurdu ve İçişleri Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü’ne bazı sorular yöneltti: “2000 – 2013 arasında kaç polis istihdam edildi?” “2000 – 2013 arası istihdam edilen polislerin yıl yıl kaçı erkek, kaçı kadın?” “Toplumsal olaylara müdahalede neden kadın polisler çalıştırılmıyor?”

Bianet’te yaptığı haberde, Tahaoğlu bu süreci ve sürecin sonunda aldığı “…yeteri kadar bayan ve erkek polis görevlendirilmektedir…” yanıtını anlatıyor. Türkiye’den bir bilgi edinme hikayesi..

polis

 

“Yeteri Kadar Bilgi” Edinme Hakkı

Bilgi edinme hakkımı kullanarak, kadın ve erkek polis oranlarını; protesto gösterilerinde neden kadın polis görevlendirilmediğini sordum. Cevap: Yeteri kadar bayan ve erkek polis görevlendirilmektedir.

İçişleri Bakanlığı’na bilgi edinme hakkı başvurusunda bulundum ancak gelen cevapla bize aslında böyle bir hak tanınmadığını da görmüş oldum.

Gezi direnişinde yaşanan ağır polis şiddetini sorgularken, etrafta hiç kadın polis olmaması dikkatimi çeken noktalardan biriydi. Ardından televizyonda polis akademisinden bir akademisyene aynı sorunun sorulduğunu izledim. O da beş sene önce polis teşkilatındaki kadın oranının yükseltilmesi için bir çalışma yapıldığını ancak iki senedir kadın polis sayısının hızla azaldığını anlatıyordu.

Bunun üzerine 6 Haziran’da “bilgi edinme hakkımı” kullanarak İçişleri Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü’ne üç soru sordum:

  • 2000 – 2013 senesi arasında kaç polis istihdam edildi?
  • 2000 – 2013 arası istihdam edilen polislerin yıl yıl kaçı erkek, kaçı kadın?
  • Toplumsal olaylara müdahalede neden kadın polisler çalıştırılmıyor?

Eylemlerde, protestolarda kadın polis görevlendirilmesi şiddetin dozunu düşürür mü bilemiyorum. Çünkü bu kadar erkek egemen bir ortamda çalışan kadınların, ayrımcılığa uğramamak, rekabet edebilmek için ne kadar erkekleşebildiklerini biliyorum. Şimdiye kadar karşılaştığım kadın polislerden de pek nazik muamele gördüğüm söylenemez. Ama Gezi direnişi boyunca şahit olduklarım acımasız davranışlar bir nebze de olsa yumuşardı, kim bilir?

Ya da en azından gözaltına alınan kadınlar bu derece cinsel tacize, cinsiyetçi küfürlere, tehditlere maruz kalmazlardı. O küfürleri, tehditleri savunan polisler, belki de yanlarındaki kadın meslektaşlarından utanır, buna kalkışamazlardı. Hatta kadın polisler, bu tarz davranışlara müdahale edebilirlerdi, vesaire…

Bilgi edinme başvuruma karşılık, iki hafta sonra “cevap” ya da “bilgi” olarak nitelendiremeyeceğim bir mail aldım. Türkçe hatalarını düzeltmeden aktarıyorum:

“Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde Güvenlik Dairesi Başkanlığına gönderilen ilgide kayıtlı Bilgi Edinme Başvuru formu incelenmiştir.

“Toplumsal olaylara müdahalede illerimizce yeteri kadar bayan ve erkek polis görevlendirilmektedir.

“Bilgilerinizi rica ederim.

“GÜVENLİK DAİRESİ BAŞKANLIĞI”

Sevgili Güvenlik Dairesi Başkanlığı, öncelikle bu başvuruları kim cevaplıyor çok merak ediyorum.

Sorduğum ilk iki soruya cevap vermeye bile yeltenmediğiniz gibi, son soruya verdiğiniz yanıtı anlayamadım.

İkinci olarak “Bilgilerinizi rica ederim” demişsiniz, hangi bilgilerimi rica ediyorsunuz anlayamadım.

Son olarak, 110233 nolu yeni bir başvuruyla tekrar bilgi edinme hakkımı kullanmayı denedim, edinmek istediğim bilgiyi buradan tekrarlıyorum: “Yeteri kadar” ifadesinin somut karşılığı nedir?

#direnbilgiedinmehakkı (ÇT)

 

Kaynak: Bianet

http://www.bianet.org/bianet/insan-haklari/147723-yeteri-kadar-bilgi-edinme-hakki

11/03/15 Genel 0 likes 2 responses
07/03/15 Genel

Jimmy Wales Anlatıyor

Wikipedia Kurucusu Jimmy Wales, herkese ve her yerde, her zamankinden daha fazla iletişim ve bilgi paylaşımı imkanı sunan dijital devrimden söz ediyor. Bilgiye erişime ve bağımsız gazeteciliğe elverişli bir ortam sunan internet, bugün herşeyden çok bilgi edinme özgürlüğüne hizmet ediyor. Wikipedia bunun en evrensel örneklerinden biri.

07/03/15 Genel 0 likes no responses
Arama
TWITTER
RT @maddeoniki: Türkiye’de her vatandaş seçme hakkına sahip mi? "Kısıtlı" olmak ne demek?http://t.co/ipRNX9z09Y http://t.co/pdbPSqQt9d
RT @maddeoniki: Zihinsel ve psiko-sosyal engelli bireylerin seçme hakkı var mı? “Lütfen siyasi hakkınızı kullanınız..." http://t.co/vUzp33C…
RT @maddeoniki: @EU_PERSON -BİREY ağı ve @Rusihak @engelsizff 'nde “Bir Arada Film İzlemek Mümkün” dedi. http://t.co/ifVJs3W9lo http://t.c…
RT @DagmedyaVeri: RAPOR|2014’de 10 Yaşına Giren #BilgiEdinmeHakkı’na Panoramik Bir İnceleme #BEH #BEÖ #ddj #vg http://t.co/q0bMo1CJv6 http:…